Etiketler

, , , , , , , ,

Türkiye’nin kentleşme sürecini ele alırken kent tarihçilerinin olduğu kadar benim de en sevdiğim yöntem tarihsel dönemselleştirme. Kişisel favorim ise; Türkiye’nin kentleşme deneyimini, kentsel politikasızlık  ve kentsel dönüşümün ulusal ve yerel kentsel politika olarak benimsenmesi olarak ikiye ayırmak. 2000ler öncesi kentsel politikasızlık dönemini ise kendi içinde Orhan Esen ve İlhan Tekeli’nin dönemselleştirmeleri şeklinde incelemek mümkün.

Bununla birlikte son 15 yıllık dönemde kentsel dönüşüm tek başına bir fenomen olarak kentsel politikanın bel kemiğini oluşturmakta ve farklı kentsel dönüşüm stratejleri o mekanın sosyo-ekonomik ve tarihsel karakterine göre benimsenmekte. Amerikan şehirlerinin geçirdiği değişimden yola çıkarak kavramsallaştırılan ve bizim de batı literatüründen ödünç aldığımız bu ve kent çalışmalarına ait diğer kavramların ortaya çıkışının ise -özellikle bu alanda benim gibi daha yolun başında olanlarca- özümsemeden basma kalıp ifadelerle anlatılmasının biraz dikkatimi çektiğini söylemem gerek. Buna istinaden, doktora derslerimden biri için hazırladığım kentsel dönüşümle ilgili çalışmada Türkçe literatürü tararken özellikle kentsel dönüşümün tarihsel olarak nasıl ortaya çıktığıyla ilgili ifadeler, tanımlar haliyle batı literatüründen alıntı olduğu için bana yetersiz  geldi, belki de ben doğru kaynaklara ulaşmayı beceremedim. Topu salt akademiye atmak olmaz🙂

En kalıplaşmış haliyle modern anlamda kentsel dönüşümün ortaya çıkışında en önemli rolü İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde mevcut  yapılı çevre ve ekonomik koşullar oynar diyebiliriz. Neil Smith bu konuda ‘İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bir çok Batı kentinde devlet tarafından çöküntü alanlarını temizleme ve kentsel yenileme programları başlatılmış ve yönetilmiştir. Bu programlar rant farkının ortaya çıkmasıyla bağlantılı olsa da sadece bu iktisadi bağlamda açıklanamaz‘ der (2015, 48). Bu bağlamda inşa edilen sosyal konutlar, toplu konutlar ise gerek sermayenin iktisadi krizlerini aşmasında veya ötelemesinde bir araç olurken  gerekse de gelecek yıllardaki yenileme projeleri için zemin hazırlarlar.

Kentsel gelişim, kentsel dönüşüm, mutenalaştırma arasındaki ilişkiyi farklı yaklaşımlarla açıklaması ve literatürdeki temel yaklaşımları kapsaması bakımından Neil Smith ve Peter Williams tarafından editörlüğü yapılan Gentrification of the City 2015 yılının Ekim ayında Yordam Kitap tarafından Türkçeleştirildi. Özellikle Melike Uzun’un çevirisinin oldukça başarılı olduğunun altını çizmeliyim.

Tüm bu ilişkiselliği ve kentsel dönüşümün, kentsel yenilemenin nasıl, hangi koşullarda ortaya çıktığını daha iyi anlayabilmek açısından St. Louis Pruitt İgoe sosyal konut projesi  ve o projeye ilişkin belgesel (izlemek için tıklayınız) gerek modernist kentsel planlama gerekse de yoksul kesim için dikey konut inşası örneği olurken aynı zamanda bizlere postmodernist kentleşme sürecine geçişi ve bu sosyal konutlarda yaşayan insanların deneyimlerini oldukça başarılı bir şekilde aktarıyor. Kent çalışmalarında yöntem olarak saha çalışmasının gücüne inananlardan olduğum için belgeseli daha da anlamlı buldum. Belgesel Amerikan şehirlerindeki kentsel ayrışmayı, kentsel arsanın nasıl geliştirildiğini, rant potansiyelinin nasıl ortaya çıktığını, özellikle suburblerin ortaya çıkışını ve gelişimini tarihsel bir şekilde tüm sosyal, ekonomik, demografik sebeplerle ele alıyor.

Şüphesiz ki, Pruitt Igoe’nun başarısız olması ve diğer Avrupa kentlerinde de gördüğümüz sosyal konutların çöküntü alanı haline gelerek yıkılması bütün toplu konut, sosyal konut projelerinin başarısız olacağı anlamına gelmemektedir. Pruitt Igoe  örneğinde olduğu gibi yüksek vergi oranları, kentin azalan nüfusu, yüksek kira oranları, kötüye giden ülke ekonomisi gibi bir çok etken bir sosyal konut projesinin başarısızlıkla sonuçlanmasına sebep olabilir.

Özellikle, yurdun dört bir yanını TOKİ konutlarıyla bezerken en iyiyi gerçekleştirmek için izlenilecek yolun en kötü örneklere bakmak olduğunu unutmamak gerek. Mekansal olarak tüm dünya kentlerini etkileyen mülteci nüfusunun barınma ihtiyacı giderilirken umarım aynı hatalara düşülmez.

Ve son olarak rant için değil halk için ketsel politika diyelim.

Not: Pruitt Igoe belgeselinden beni haberdar eden sevgili kardeşim Melike’ye teşekkür ederim:)