Konut Sahibi Olmak ya da Ol(a)mamak!

Etiketler

, , , , ,

konut-konferansi

Yapı Endüstri Merkezi tarafından  Konut Konferansı bu sene “Konut Sahibi Olmak ya da Ol(a)mamak” temasıyla 7. kez düzenlendi. YEM’in yayınlarını, etkinliklerini yakından takip eder, sektöre ve kent çalışmalarına olan katkısını oldukça değerli bulurum.

Bu sene program kapsamında, erişilebilir konut, boşaltılan askeri araziler, orta ve dar gelirlinin konut sahibi olması ve konut yatırımları değerlendirileceği için büyük bir hevesle katılım gösterdim. Ancak katılımcıların çoğunluğunun sektörün önde gelen isimleri olması sebebiyle konferansa piyasacı bir yaklaşım hakimdi ve tartışılması gereken konular bana göre-bir kaç ismin katkısı haricinde- hakkıyla tartışılmadı.

Konferansa ilişkin birinci gözlemim, konut üretiminde markalaşmış gayrimenkul geliştirme şirketlerinin çok basma kalıp ön-kabullerle konut üretimine yaklaştığı yönünde.

Mesela 35 yaş altının konut sahibi olmamasını Y kuşağının hiper-aktifliği, yerinde duramaması, çabuk sıkılması gibi faktörlerden ziyade ekonomik göstergeler ya da değişen yaşam standardı gibi  araştırmaya dayanan daha rasyonel sebepler üzerinde durulabilirdi.

Bununla birlikte imar planı değişimlerinden tutun da kentsel yaşam kalitesini oldukça düşüren hafriyat kamyonlarının sokaklarda vahşice dolaşmasının ya da bir sokakta aynı anda üç dönüşüm projesinin yürütülmesinin tek müsebbibinin yerel yönetimler olarak gösterilmesi oldukça haksız bir tutum.

Sermayenin ak pak olduğu, faturanın aç gözlü hak sahipleri ile merkezi ile yerel yönetimlere kesildiği kimi konuşmalara ek olarak, boşalan askeri alanların değerlendirilmesi ve engelli bireylerin konuta ve konut sahipliğine erişimlerine ilişkin oturumların da amacına ulaştığını söyleyebilirim. Engelsiz Hayat Derneği Başkanı Adem Kuyumcu’nun bu alanda verdiği mücadele ve çaba çok anlamlı.

Konferansa sektör temsilcilerinin katkılarını da tamamen yabana atmamak gerekir, son dönemde özellikle 6306 uygulama yönetmeliği “hak sahiplerinin rızasının aranmayacağı”na ilişkin düzenleme ve yabancı yatırımcıların neden kentsel dönüşüme rağbet etmediğine ilişkin yorumlar benim açımdan bir hayli aydınlatıcı oldu.

Rönesans Gayrimenkul ve AMSTAR’da üst düzey yönetici pozisyonunda bulunan Zafer Baysal’ın ifadesine göre yabancı yatırımcı markasının önünde eylem yapan insanlar görmek veya hak sahipleriyle pazarlık sürecine girmek istemiyor, ek olarak alansal kentsel dönüşümde bitmiş proje görmek istiyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasi ortamı saymazsak yabancı yatırımcıyı özellikle İstanbul’daki yatırımlardan uzakta tutan etmenlerin başında hak sahiplerinin hukuki mücadelesi geliyor diyebiliriz, yabancı yatırımcı davalarla, eylemlerle uğraşmak istemiyor.

Bu yorum, belirttiğim gibi imar yönetmeliğindeki son düzenlemenin örtük gerekçesini bana göre son derece net bir şekilde ortaya koydu.

Son olarak, REIDIN konferansın sponsorlarından biriydi ve konuta ilişkin tuttuğu istatistiklerin ne derecede önemli olduğunu bir kez daha görmüş olduk, gerek TUİK ve TCMB verilerinin doğrulanması gerekse de verilerin daha güncel takip edilmesi açısından henüz takip etmeyenler varsa raporlarına abone olmasını tavsiye ederim.

Yerel yöneticilerin de dahil edileceğini umduğum bir sonraki konferansta görüşmek üzere.

🙂

İş Güvencesiz Kalmak mı Daha Yaralayıcı Yoksa İftiraya Uğramak mı?

Etiketler

, , , , ,

CrfVDUvVMAES_Oh.jpg-large

Bu blogda fırsat buldukça kendi çalışma alanımla ilgili paylaşımlar yapmaya çalıştım, yayınlanandan daha çok yazı taslak olarak bekliyor, sebebiyse aman daha çok okuma yapayım aman buna ayıracağım vakti şu ödevi yazmaya ayırayım ya da şu kongreye bildiri yazayım diyerek kendi kendimi baltalayışım. Bir de, bir sabah uyanıp tüm bu uğraşlarınızın boşa olduğunu öğrenmek ve geçen yılları ve gelecekte sizi nelerin beklediğini sorgulamak var.

Hikayem aslında bu topraklarda yetişen hemen hemen herkesle aynı, ister bir orta sınıf hikayesi isterseniz de memur çocuğu hikayesi olarak adlandırın.

Bütün varını yoğunu çocuklarının iyi bir eğitim alması için ortaya koyan ebeveynler, o zamanlar 5. sınıfın sonunda girilen sınav için ilk okul 4’te başlayan dershane hayatı, Fen Lisesi- Anadolu Lisesi kazanmak için dershane ve ev arasında geçirilen bir çocukluk, iyi bir üniversite kazanmak için çoğu zaman geceyarılarına sarkan etütler, yeterli olmayan dershane ve lise eğitimini takviye için gidilen özel dersler. Sonrasında iyi bir vakıf üniversitesinde istenilen bölümü burslu kazanmanın verdiği sevinç ve yıllardır gerek ailemin gerekse de kendi emeklerimin boşa gitmemesinin verdiği haklı gurur. Anadolu lisesinde verilen İngilizce eğitiminin yeterli olmamasının üzerine okunan bir sene hazırlık sınıfı ve eğitim dilinin İngilizce olmasının yarattığı tedirginlikle Amerika’da dil kursu macerası.

Lisans hayatı boyunca ders aldığım hocaların neredeyse hepsine hayran kaldım, bazılarından çok etkilendim. Onlar gibi olmak istedim, bilgiyi tarafsız ve özgürce paylaşabilmek, öğrencilere ilham ve umut vermek, memleketin gelişmesine bir katkı koymak istedim. Kendi hatırlamaz belki ama Aylin Güney Hocamla, fakültenin önündeki havuzda sohbet etmiştik, ona akademisyen olma hayalinden bahsetmiş tavsiyeler istemiştim. O da akademinin bir ömür boyu yoğun emek istediğini, önce diğer çalışma ortamlarını görürsem kıyaslama imkanım olacağını söylemişti, haklı da çıktı bir buçuk seneye yakın Meclis tecrübemden sonra akademisyenlikten başka bir meslek yapamayacağımı anladım. Bir sene eve kapandım, bir yandan yüksek lisansıma devam edip bir yandan da ALES ve dil sınavlarına hazırlandım çünkü Ankara’da kadro yok devlet üniversitelerinde. Açılan kadrolar da 33a olmuyor, olanlara da o dekanın kızı bu rektörün akrabası şu bilmem kimin tanıdığı bize sıra gelmiyor, bu arada kendi emeğiyle bu kadrolara giren arkadaşların hepsini de zan altında bırakmak istemem az da olsalar alımlarda bilimsel kriterleri gözeten hocalarımız çok şükür ki hala varlar, açılan kadroların çoğu da 50d zaten yani bir nevi öğrencilik süresince burs alıp araştırma görevlisi gibi istihdam ediliyorsunuz ama daha çok idari memur gibi çalıştırılıyorsunuz doktora bitince de kapı önünü gösteriyorlar, yani kadro madro yok. 30’lu yaşlarda kendinize kadro arama telaşına giriyorsunuz. Vakıf üniversitelerinde maaşlar zaten kuş gibi, hiçbir güvence yok merdiven altı asistan tabir edilen durumdalar.

2012 yılı için gerek merkezi atama olması sebebiyle torpil falan olmayacağına inandığım hem de 33a kadrosuyla atama yapılacağı için ÖYP’yi tercih ettim. 88 küsür ALES, 93 dil puanımla da Marmara’ya atanmaya hak kazandım. İlk tercihim olan Yıldırım Beyazıt olmadı diye çok üzüldüğümü hatırlarım, evim, yerim, yurdum bellediğim Ankara’yı bırakıyorum diye yaşadığım hüsranı hala daha hissederim.

Dört yıldır da bölümümü iyi bir noktaya taşımak için elimden gelen gayreti diğer meslektaşlarım gibi gösteriyorum.

Benim hikayem bu şekilde, ne bir cemaate mensup oldum ne de yalanla hırsızlıkla riyakarlıkla olduğum yere geldim. Bizim fakültede görev yapan diğer ÖYPli arkadaşlarım için de bunu söyleyebilirim, benim yakından tanıdıklarım ODTÜ, Bilkent, Hacettepe mezunu güzel yürekli çalışkan insanlar. Hepimiz iş güvencesiz kaldık, hukukun temel ilkesi olan kazanılmış hak ilkesi çiğnenerek, sadece lisansüstü öğrenim hayatı boyunca geçerli olan 50d kadrosuna geçirildik. Belki akla kara ayrılınca, bizler hakettiğimiz kadro olan 33a’ya göre yeniden atanacağız, kadro bir şekilde bulunur bizler bir şekilde emeklerimizin karşılığını yeniden alırız ancak 15 Temmuz sonrası neredeyse hepimize karşı yöneltilen hırsız ve FETÖ’cü suçlamaları onur kırıcı. Özellikle sosyal medyada ÖYP’de başarılı olanların soruları çaldığına yönelik yapılan ithamlar, yıllarca verilen emeklerin çalışmak için harcanan saatlerin yok sayılması, darbeyi yapanlarla devlete sızanlarla aynı kefeye konulmak, bunun yarattığı ruhsal tahribatı tanımlamaya benim birikimim yeterli değil.

Kırılmış, onuru çiğnenmiş, iftiraya uğranmış ve gururu kırılmış hissediyorum en çok da karikatürdeki gibi ziyan olmuş.

Dilerim, bu ek maddeyi geçirenler yaptıkları yanlışın farkına varır ve namusumuzla, hakkımızla kazandığımız kadrolarımızı bizlere iade edip- elbetteki haksız ve usulsüz yerleşenler temizlenmeli-, zan altında bıraktıkları bizlerden özür dilerler.

*Bu yazı biraz uzun oldu, sonuna kadar okuduysanız tüm içtenliğimle teşekkür ederim. Change.org da başlatılan kampanyaya destek vermek için lütfen tıklayınız.

Güvencesiz Yaşam: Barınma Hakkının Yokluğu

Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , ,

Şubat99 İstanbul depreminden sonra sağlıksız ve deprem riski altındaki konut stoğunun yenilenmesi yönelik politikalar ve 2000’lerin başında yeni küreselleşme, yeni kentleşme akımıyla birlikte benimsenen gecekonduya/ kaçak yapıya sıfır tolerans yaklaşımının benimsenmesiyle beraber ana haber bültenlerinde gösterilen yıkım görüntüleri neredeyse herkesin zihninde yer etmiştir diye düşünüyorum.
Tabii ki de yıkımların geçmişi daha da geriye gidiyor, 1960’lardaki yıkımlara ilişkin görüntü kaydı bulamadım ama 25.05.1965 tarihli Milliyet gazetesine Bakırköy’deki 3 bin gecekondunun yıkımı 1. Sayfadan girebilmeyi başarmış (haber için tıklayınız) Takip eden yıllarda da benzer haberlere ulaşmak mümkün.

Sonra Kazım Ersöz var 55 yaşında ve engelli, Sarıyer’de vakıf arazisi üzerine kondurduğu evinin tebligatsız yıkıldığı haberleriyle 2015 Kasım ayında hepimizin canını acıttı. Burada bir bilgi paylaşmak istiyorum, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü ve Yerel Yönetim Bölümü hocalarıyla ortaklaşa düzenlediğimiz Pazartesi Toplantısı’nda bu hafta İBB Halka İlişkiler Müdürü ve Ekibinin sunumunu dinleme fırsatı bulduk ben de haliyel Kazım Amca’yı sordum nedir ne değildir diye. Vakıflar Genel Müdürlüğü aldığı yıkım kararına istinaden Sarıyer Belediyesi’nden yıkım için gerekli ekipmanları dozer vs. talep ediyor, bu ekipmanlar Sarıyer Belediyesi tarafından sağlanmadığı için talep bu sefer İBB’den yapılıyor İBB de talep edilen ekipmanı ücresiz olarak Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne sağlıyor. Tebligatsız bir yıkım olamayacağını belirterek, sürecin şu an mahkemede olduğunu bilgisini paylaştılar. 

Şubat ayının ilk hafta sonu Kadıköy Altıyol’da yapılan yıkımlarda da benzer bir durum söz konusu. Arazi Vakıflar Gn. Mdr. ait, Kadıköy Belediyesi yıkım için gerekli ekipmanları sağlamayınca İBB devreye giriyor. Bu sebeple iki olayda da bir yetki gaspından bahsedemiyoruz. Yükselen arazi rantı ve Vakıfların Okmeydanı örneğinde de olduğu gibi mülkiyetinde olan arsa ve arazilere sahip çıkmaya çalışması ve mülkiyet rejiminin çok parçalı olması sebebiyle bu tip yıkımlarla, el değiştirmelerle daha çok karşılaşacak gibiyiz.

 

   

Kaynak:http://www.sariyergazetesi.com/2015/gundem/sariyerdeki-engelliler-yeni-mahalledeki-evi-yikilip-sokaga-atilan-engelli-kazim-ersoze-destek-icin-bulustular-40993
Kazım Amca ve ailesi en son Sarıyer Belediyesi’nin sağladığı çadırlarda barınıyordu. Şİmdi ne yaptıklarına dair güncel bir bilgiye ulaşamadım. Takip eden olduysa beni de haberlendirirse sevinirim.

  

Kaynak:  http://www.zaman.com.tr/gundem_zabita-evsiz-vatandasin-cadirini-yikti_2342461.html
Diğer bir çadırda barınma hikayesi de Şubat ayının ilk haftasında yıkılma haberiyle gündeme geldi. Barınma hakkı güvence altına alınamayan bir vatandaşın parka kurduğu çağır ve eşyalarını koyduğu barakamsı da çevreden gelen şikayetler üzerine yıkıldı.

Bir yandan daha önceki göç dalgalarında Suriye’den gelenler de İstanbul’da bir çok park ve bahçede barınmaya çalışmışlardı. Kentsel dönüşümle birlikte bir takım haklar elde eden ve kazanımlara kavuşan gecekondu sahipleri eskisi gibi yıkım görüntüleri vermese de düşük gelir grupları içinde yer alan aileler için uygun fiyatlı konut stoğu hızla erimekte, geliri olmayan gruplar içinde barınma imkanı sağlanmamaktadır.
Tüm bunlara ek olarak neredeyse son iki aydır Sur, Cizre’de yaşananlar, viraneye dönen yaşam alanları ve üzerine geliştirilen kentsel dönüşüm projeleri barınma hakkının sağlanması hususunda bir kez daha sınavdan geçeceğimizin göstergesi. Hali hazırda evlerini terk etmek zorunda kalan, evleri yaşanamaz hale gelen vatandaşların da barınma ihtiyacının karşılanmasında da resmi bir adım atılmış değil. Ek olarak bu bölgede TOKİ eliyle inşa edilecek konutlar yerleşiklere borçlandırma yoluyla mı yoksa bedelsiz mi tahsis edilecek bu konuda da henüz bir bilgi paylaşımı bulunmuyor.

  

Kaynak:http://baslangicdergi.org/sessizlik-kumpasini-bozalim-cizrenin-surun-elini-tutalim/

 Varlığı her geçen gün daha gözle görülür hale gelen barınma ihtiyacının karşılanmasına yönelik gerek sosyal konutların olmaması gerekse de Shelter gibi bu ihtiyacı gidermeye yönelik sivil toplum kuruluşlarının kurulmamış olması sebebiyle, izlenen konut politikasının sürdürülebilir ve insan haklarına uygun olduğu söylenemez. Kentsl dönüşüm sebebiyle gerçekleştirilen zorla tahliyeler başta olmak üzere Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar sözleşmesiyle belirlenen konut hakkı Türkiye sözleşmeye taraf olmasına rağmen sözleşmeye uygun olarak sağlanamamaktadır. Genellikle en yoksul ve dışlanmış gruplar evsiz kalma tehdidi altında olması sebebiyle konut hakkına ek olarak barınma hakkı anayasal güvence altına alınmalıdır. 

Kentin Mutenalaştırılması ve Pruitt İgoe

Etiketler

, , , , , , , ,

Türkiye’nin kentleşme sürecini ele alırken kent tarihçilerinin olduğu kadar benim de en sevdiğim yöntem tarihsel dönemselleştirme. Kişisel favorim ise; Türkiye’nin kentleşme deneyimini, kentsel politikasızlık  ve kentsel dönüşümün ulusal ve yerel kentsel politika olarak benimsenmesi olarak ikiye ayırmak. 2000ler öncesi kentsel politikasızlık dönemini ise kendi içinde Orhan Esen ve İlhan Tekeli’nin dönemselleştirmeleri şeklinde incelemek mümkün.

Bununla birlikte son 15 yıllık dönemde kentsel dönüşüm tek başına bir fenomen olarak kentsel politikanın bel kemiğini oluşturmakta ve farklı kentsel dönüşüm stratejleri o mekanın sosyo-ekonomik ve tarihsel karakterine göre benimsenmekte. Amerikan şehirlerinin geçirdiği değişimden yola çıkarak kavramsallaştırılan ve bizim de batı literatüründen ödünç aldığımız bu ve kent çalışmalarına ait diğer kavramların ortaya çıkışının ise -özellikle bu alanda benim gibi daha yolun başında olanlarca- özümsemeden basma kalıp ifadelerle anlatılmasının biraz dikkatimi çektiğini söylemem gerek. Buna istinaden, doktora derslerimden biri için hazırladığım kentsel dönüşümle ilgili çalışmada Türkçe literatürü tararken özellikle kentsel dönüşümün tarihsel olarak nasıl ortaya çıktığıyla ilgili ifadeler, tanımlar haliyle batı literatüründen alıntı olduğu için bana yetersiz  geldi, belki de ben doğru kaynaklara ulaşmayı beceremedim. Topu salt akademiye atmak olmaz🙂

En kalıplaşmış haliyle modern anlamda kentsel dönüşümün ortaya çıkışında en önemli rolü İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde mevcut  yapılı çevre ve ekonomik koşullar oynar diyebiliriz. Neil Smith bu konuda ‘İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bir çok Batı kentinde devlet tarafından çöküntü alanlarını temizleme ve kentsel yenileme programları başlatılmış ve yönetilmiştir. Bu programlar rant farkının ortaya çıkmasıyla bağlantılı olsa da sadece bu iktisadi bağlamda açıklanamaz‘ der (2015, 48). Bu bağlamda inşa edilen sosyal konutlar, toplu konutlar ise gerek sermayenin iktisadi krizlerini aşmasında veya ötelemesinde bir araç olurken  gerekse de gelecek yıllardaki yenileme projeleri için zemin hazırlarlar.

Kentsel gelişim, kentsel dönüşüm, mutenalaştırma arasındaki ilişkiyi farklı yaklaşımlarla açıklaması ve literatürdeki temel yaklaşımları kapsaması bakımından Neil Smith ve Peter Williams tarafından editörlüğü yapılan Gentrification of the City 2015 yılının Ekim ayında Yordam Kitap tarafından Türkçeleştirildi. Özellikle Melike Uzun’un çevirisinin oldukça başarılı olduğunun altını çizmeliyim.

Tüm bu ilişkiselliği ve kentsel dönüşümün, kentsel yenilemenin nasıl, hangi koşullarda ortaya çıktığını daha iyi anlayabilmek açısından St. Louis Pruitt İgoe sosyal konut projesi  ve o projeye ilişkin belgesel (izlemek için tıklayınız) gerek modernist kentsel planlama gerekse de yoksul kesim için dikey konut inşası örneği olurken aynı zamanda bizlere postmodernist kentleşme sürecine geçişi ve bu sosyal konutlarda yaşayan insanların deneyimlerini oldukça başarılı bir şekilde aktarıyor. Kent çalışmalarında yöntem olarak saha çalışmasının gücüne inananlardan olduğum için belgeseli daha da anlamlı buldum. Belgesel Amerikan şehirlerindeki kentsel ayrışmayı, kentsel arsanın nasıl geliştirildiğini, rant potansiyelinin nasıl ortaya çıktığını, özellikle suburblerin ortaya çıkışını ve gelişimini tarihsel bir şekilde tüm sosyal, ekonomik, demografik sebeplerle ele alıyor.

Şüphesiz ki, Pruitt Igoe’nun başarısız olması ve diğer Avrupa kentlerinde de gördüğümüz sosyal konutların çöküntü alanı haline gelerek yıkılması bütün toplu konut, sosyal konut projelerinin başarısız olacağı anlamına gelmemektedir. Pruitt Igoe  örneğinde olduğu gibi yüksek vergi oranları, kentin azalan nüfusu, yüksek kira oranları, kötüye giden ülke ekonomisi gibi bir çok etken bir sosyal konut projesinin başarısızlıkla sonuçlanmasına sebep olabilir.

Özellikle, yurdun dört bir yanını TOKİ konutlarıyla bezerken en iyiyi gerçekleştirmek için izlenilecek yolun en kötü örneklere bakmak olduğunu unutmamak gerek. Mekansal olarak tüm dünya kentlerini etkileyen mülteci nüfusunun barınma ihtiyacı giderilirken umarım aynı hatalara düşülmez.

Ve son olarak rant için değil halk için ketsel politika diyelim.

Not: Pruitt Igoe belgeselinden beni haberdar eden sevgili kardeşim Melike’ye teşekkür ederim:)

AGORAPHOBIA – Investigating Turkey’s Urban Transformation / Türkiye’de Kentsel Dönüşüm İncelemesi

Etiketler

, , , , , , , ,

Bir önceki yazıda İmre Azem, Kibrit Film ve kentsel dönüşüm projeleriyle ilgili çekilen belgesellerden bahsetmiş, Agoraphobia’nın dvdsinin henüz çıkmadığından, online olarak da izlenemediğinden bahsetmiştim ki gözümün önünde duran linki görememişim.

Bu post sayesinde okur mu bilinmez ama kent çalışmalarına sağladığı katkıdan ötürü İmre Azem’e ve bu projelere katkı sağlayan herkese de teşekkür etmiş olalım.

İzlemek için tıklayınız.

LAMEKAN: Metalaşan Kentin Çöküşü

Etiketler

, , , , , , , , , ,

2011 yılında Ekümenopolis: Ucu olmayan Şehirle (izlemek için tıklayınız) tanıştığımız yönetmen ve aktivist İmre Azem’in ikinci  belgesel çalışması 2013 yılında tamamladığı Agoraphobia: Investing Turkey’s Urban Transformation Ankara, Bursa ve İstanbul’daki kentsel dönüşüm projeleri üzerinedir. Agoraphobia henüz Ekümenopolis gibi dvd ve online izleme seçenekleriyle ulaşılabilir değilken, İmre Azem AKP iktidarındaki neoliberal kentleşme süreci üzerine yukarıdaki videoda izleyebileceğiniz kısa bir belgesele imza atmış.

Hazır konu açılmışken Ekümenopolis ve Agoraphobia’nın çıktığı Kibrit Film‘in kentsel dönüşümle ilgili  diğer kısa belgeselleri Bir İstanbul Hikayesi(2011), Nerede Yaşarsan Yaşa (2011), Sulukule Kimin İçin Dönüşüm (2012) de Türkiye’de  kentsel dönüşümün sosyal boyutlarını ortaya koyan etkileyici eserlerdendir.

Kentleşme Çalışmalarında Başvurulabilecek Kitaplar

Etiketler

,

Daha önce alana yeni başlayanlar için başvurulabilecek, ücretsiz erişimli süreli kaynakları şurada paylaşmıştım. Bundan bir sene önce kütüphanemde zaten var olan bir kitabi 2. kez satın almam üzerine başvuru kitaplarımın bir listesini yapmaya karar verdim. Vakit bulabilirsem listeyi güncelleyerek tekrar yayınlayacağım o vakte kadar literatürde neler var, okunması gereken temel kitaplar neler diye merak ediyorsanız umarım biraz yardımım dokunur.

Geçtiğimiz sene yanlışlıkla aldığım Kitap İletişim Yayınlarından Ayşe Öncü ve Petra Weyland’ın derlediği Mekan, Kültür, İktidar Küreselleşen Kentlerde Yeni Kimliklerdi, isteyen bir yüksek lisans öğrencisi olursa gönderebilirim🙂

Yazar Eser Adı Yayınevi
David Harvey Sermayenin Mekanları Sel
David Harvey Sermaye Muamması Sel
Henri Lefebvre Günlük hayatın eleştirisi I-II sel
bülent tahiroğlu roma hukukunda mülkiyet hakkının sınırları
ilhan tekeli yaşamda ve yazında konutun öyküsü tarih vakfı
ilhan tekeli kentsel arsa, altyapı ve kentsel hizmetler tarih vakfı
ilhan tekeli konut sorununu konut sunum biçimleriyle düşünmek tarih vakfı
martha Mundy &richard sauman smith modern devlete giden yolda mülk siyaseti tarih vakfı
ilhan tekeli kent, kentli hakları kentleşme ve kentsel dönüşüm tarih vakfı
ed. Çağlar keyder & faruk tabak osmanlıda toprak mülkiyeti ve ticari tarım tarih vakfı
Milyonluk manzara iletişim
yasin durak emeğin tevekkülü iletişim
egemen yılgür nişantaşı teneke mahallesi iletişim
der. Funda şenol cantek kenarın kitabı iletişim
jean- françois perouse istanbulla yüzleşme denemeleri iletişim
der. Tanıl bora taşraya bakmak iletişim
der. Ayse öncü- petra Weyland mekan kültür iktidar x2 iletişim
tansı şenyapılı barakadan gecekonduya iletişim
çağatay keskinok kentleşme siyasaları kaynak yayınları
 ellen meiksins wood özgürlük ve siyaset yordam
haz. Neşecan balkan & erol balkan& ahmet öncü neoliberalizm, islamcı sermayenin yükselişi ve akp yordam
engels ailenin, özel mülkiyetin ve devletin kökeni sol
murat karayalçın konut bunalımı, kent rantları ve proje muhafızları
ruşen keleş türkiyede kentleşme, konut ve gecekondu cem
haz. Ahmet kerim gültekin &ibrahim gündoğdu devrimci halkçı yerel yönetimler patika
weber modern kentin oluşumu-şehir yarın
le corbusier bir mimarlıpa doğru yky
kamusal alan eric dacheux ayrıntı
der. Besime şen ali ekber doğan tarih sınıflar ve kent dipnot
Michel Ragon Modern mimarlık ve şehircilik tarihi kabalcı
der. melih ersoy kentsel planlama ansiklopedik sözlük ninova
der.  Asuman türkün mülk, mahal, insan bilgi üni.
edi. Ayşegül mengi kent ve politika (3) imge
ruşen keleş kentleşme politikası imge
tarık şengül muhafazakar popülizm imge
birgül ayman güler yerel yönetimler imge
ruşen keleş kent terimleri sözlüğü imge
tarık şengül kentsel çelişki ve siyaset imge
der. Bülent duru&ayten alkan 20. yy kenti imge
der. melih ersoy kentsel planlama kuramları imge
jane jacobs büyük amerikan şehirlerinin ölümü ve yaşamı metis
nilüfer göle seküler ve dinsel: aşınan sınırler metis
richard sennet ten ve taş metis
ismet kılıçaslan kent ekonomisi ninova
mekansal değişim, dönüşüm ŞPO
der. Ayşe çavdar pelin tan müstesna şehrin istisna hali sel
murat gül modern istanbulun doğuşu sel
lebevre kentsel devrim sel
gecekondu, dönüşüm kent odtü mimarlık fakültesi
cogito 8 kent ve kültürü yky
baykan günay property relations and urban space odtü mimarlık fakültesi
richard ronald the ideology of home ownership palgrave
stephen graham cities under siege verso
richard sennet the fall of public man penguin
hakkı yırtıcı çağdaş kapitalizmin mekansal örgütlenmesi bilgi üni.

İyi okumalar🙂

Yerel Yönetimler ve Kentsel Dönüşüm Üzerine*

Etiketler

, , , , , , , ,

Yerel yönetimlere ilişkin tartışmalar ve söylemler, yerelleşme,  bölgesel yönetim, yerel yönetimler gibi kapsamlı desantralizasyon talebi ile yerel yönetimlerin ne derece yereli temsil ettiği, demokratikleşme sürecine sağladığı katkılar ile merkezi yönetim ve devlet aygıtıyla olan ilişkilerinin yanı sıra üstlendikleri hizmetlerin kapsamı ile mali özerklikleri gibi bir dizi konuları gündeminde barındırmaktadır. Bunun yanı sıra belediyeler, belediye başkanları ve belediye meclislerinin; sivil toplum örgütleri, meslek odaları, sermaye ve vatandaşla kurduğu ilişkiler ve bundan kaynaklı kaygılar da tartışmalar üzerinde belirleyici bir öneme sahiptir.

Yerelin bir merkeze göre tanımlanması, özellikle Türkiye örneğinde mali kaynak bakımdan merkezi yönetime olan bağımlılığı ile yasalarla hareket alanına getirilen sınırlamalar sebebiyle yapısal olarak yerel yönetimleri merkezle olan ilişkisinden ve devlet kuramlarından bağımsız değerlendirmek mümkün değildir. Devlet kuramları içerisinde de yerel yönetimlere ilişkin hâkim söylem çoğulcu, Weberci ve Marksist yaklaşımlar etrafında şekillenmektedir. Yerel yönetimler yeniden yapılandırılırken sadece yerel ve ulusal değil aynı zamanda küreselleşme ve Avrupa Birliği gibi dış aktörler de etkili olmuştur.

1980’lerle birlikte, yerel yönetimlerin yeniden yapılanmasında sermayeyi kentlere çekmeye yönelik girişimcilik modelinin etkisi olmuştur. Keynesyen dönemde daha çok hizmet sağlayıcı rolünü üstlenen yerel yönetim birimleri, 1980’lerde başlayan değişimle birlikte daha yarışmacı ve büyüme odaklı bir role bürünmeye başlamıştır. Sermayenin kentlileştiği bu dönemde, yapılı taşınmazlar ve yeni oluşan finans merkezleri piyasa mekanizmasının en çok tercih ettiği araçlar haline gelmişken, kentlerdeki sermaye hareketliliğinin hem ulusal ekonomiyi tamamlayıcı hem de küresel ekonomide yarışmacı bir karaktere dönüşmesi yerel yönetimlerin sermayenin taleplerine daha duyarlı olması, ki bunun sebeplerinden biri de mali kaynak bakımından merkeze bağlı olan yerel yönetimlerin kendilerine kaynak yaratma arayışı içinde olmalarıdır, ve küresel sistemin gerekliliklerine adapte olmaya çalışmasına yol açmıştır.

Yapılı taşınmaz ve finans merkezi üzerinden sermayenin kentlere çekilmesi amacıyla, kentsel alanda da bir takım dönüşümler ortaya çıkmıştır. Kentlerdeki dönüşüm olgusu literatürde kentsel dönüşüm başlığı altında değerlendirilmekte, bu dönüşümse sadece fiziksel değil, sosyal ve ekonomik bir dönüşümü de içinde barındırmaktadır. Kentsel dönüşümü sadece kentlerin piyasaya eklemlenmesi şeklinde okumak yanlış olmakla birlikte kentsel dönüşümün kentsel yenileme, kentsel koruma, kentsel alanların gecekonduyla dönüşmesi, tarihi kentsel alanların korunması, çöküntü alanlarının yeniden yapılandırılması, tarihi kent merkezlerinin yeniden canlandırılması gibi farklı biçimleri kapsadığı göz ardı edilmemelidir. Ne var ki günümüzde karşılaştığımız kentsel dönüşüm uygulama pratikleri, kentsel dönüşüm uygulamaları için seçilen mekânlardan dolayı büyük ölçüde kentlerdeki gecekondu alanlarının dönüşümü olarak algılanmaktadır.

Kentsel alandaki dönüşüm ve yerel yönetimler arasındaki ilişkiyi Türkiye’de kentleşme sürecinin seyrinin değiştiği 1950- 1980 yılları arası, 1980- 2000 yılları arası ve 2000 yılı sonrası olacak şekilde üçlü bir dönemle üzerinden okumak, yerel yönetimlerin üzerine düşen sorumluluğun da nasıl farklılık gösterdiğini görmek açısından önemlidir.

1950’lerle birlikte tarımda makineleşme ve diğer faktörlerin de etkisiyle kırsaldan ve Anadolu’nun farklı kesimlerinden büyük kentlere gelen göçlerle kent nüfusu hızla artmış bu artış kentteki konut stokunun yetersiz kalmasına yol açmıştır. Devlet tarafından rasyonel ve uygulanabilir bir konut politikasının geliştirilememesiyle birlikte kent çeperinde ki gecekondulaşmaya, mevcut konut stoku sorununa yönelik anlık çözüm sağlaması sebebiyle göz yumulmuştur.

Devlet Planlama Teşkilatı ve İmar İskân Bakanlığı’yla birlikte, daha sonraki yıllarda Toplu Konut İdaresi Başkanlığı da sürece dâhil olmuş ve yapılan düzenlemelerle İmar İskan Bakanlığı’nın yerini Çevre ve Şehircilik Bakanlığı almıştır, özellikle arsa ve gecekondu yönetimi konusunda belediyeler görevlendirilmiştir. Bunun yanı sıra kentlerde hızla artan yoğunlukla birlikte alt yapıların kısa zamanda yetersiz kalması ve merkezden aktarılan kaynakların yetersiz olmasıyla kısmen de yanlış öncelikte kullanılması Üçüncü Beş Yıllık Kalkınma Planında kamu yönetimi sorunlarından biri olarak kayda geçmiştir.  Dördüncü Planda yerel yönetimlerin merkezi yönetim karşısında güçsüz kaldığı ve metropoliten alanlara yönelik özgün, kaynak yaratıcı ve kentin biçimlendirmesinde söz sahibi bir belediye yapısının gerekliliğinin altı çizilmiş 1984 yılında çıkarılan 3030 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunu’yla da iki kademeli belediye yapısına geçilmiştir. Söz konusu reformla birlikte belediyeler şehircilik hizmetlerinin sağlanmasında ve konut politikasının uygulanması hususunda ana yetkili olarak kabul edilmiştir.

1980lerin ikinci yarısıyla birlikte kentlerdeki ruhsatsız konut sayısının çokluğu çıkarılan af kanunlarıyla birlikte izlenen kentsel yenileme, iyileştirme, sağlıklılaştırma ve imar- iskân uygulamalarıyla yerel yönetimler kentin dönüşümdeki ana aktörler haline gelmiştir. Diğer yandan da yerel yönetimlere ayrılan kaynaklar kısıtlı olmakla birlikte, hareket alanları merkezi yönetim ve onun ajanları tarafından sınırlandırılmış; eğitim, sağlık gibi temel ihtiyaçların haricinde daha çok çöplerin toplanması ya da alt yapı gibi fiziki hizmetlerin sağlanmasından sorumlu tutulmuştur. Bu bağlamda belediyenin görev ve sorumlulukları arasında en önemlileri imara ve ruhsata ilişkin yetki ve görevleridir.

2000’lerle birlikte küreselleşme ve yerelleşme iç içe geçmiş kavramlar olarak karşımıza çıkmakta, yerelin, yerel yönetimlerin ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi adına karar alma süreçleri kent konseyleri, sivil toplum örgütleri, meslek odaları ve seçmenlerin daha aktif katılımına açılmıştır. Günümüzde ki karşılığı “yönetişim” olan bu yeni yönetim anlayışı, hem demokrasi söylemini güçlendiren hem de yönetim sürecini şeffaflaştıran bir fırsat olarak kabul edilirken, özerklik tartışmalarını da tekrar merkez- yerel ilişkilerinin odağında konumlandırmaktadır. Bu bakımdan özerklik tartışmaları sıcaklığını ve güncelliğini hep korumuştur. Yerel yönetimlerin imar planı yapma, kentsel dönüşüm alanı ilan etme ve ruhsat verme gibi önemli yetki ve sorumluluklarının 2011 yılında çıkarılan 644, 648 ve 661 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerle Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na re’sen karar alma yetkisiyle verilmesi ve 2012 yılında çıkarılan 6306 sayılı kanun ve 6360 sayılı kanunların getirdiği yeni düzenlemelerden yola çıkarak, mevcut kamu yönetimi anlayışının yerelleşmeden ziyade merkezileşme eğiliminde olduğu söylenebilir. Buna ek olarak, yerel yönetimlerin gerek mali bakımdan merkeze bağımlı oluşu, gerek yasa yapma yetkisinin olmayışı yerel yönetimlerin uygulama alanları göz önünde bulundurulduğunda özerklikten bahsedilemeyeceği anlamına gelmektedir. Karar alma da görece özerklik sahibi olduğu kabul edilen yerel yönetimlere ilişkin yapısal düzenlemeler temel olarak ölçek, vesayet, katılımcılık, mali kaynak, yetki ve sorumluluk alanlarında yapılmaktadır (Urhan, 2008).

2000’li yıllarla yerel yönetimler bir yandan yaşanabilir ve sürdürülebilir kentler yaratma vizyonunu benimserken, bir yandan da kentsel dönüşüm projeleri yoluyla artık kent merkezinde kalan gecekondu ve çöküntü alanlarındaki imar ve mülkiyet problemlerini çözmek izlenen temel kentsel politika haline gelmiştir. 1933 yılında çıkarılan 6188 Sayılı Bina Yapımı Teşvik ve İzinsiz Yapılan Binalar Hakkında Kanun ve takip eden diğer af kanunlarıyla gerek imar ve yapı işlerinin düzenlemesi gerekse de gecekonduların ıslahı, tasfiyesi ve önlenmesi konusunda arsa yönetim ve kontrolü belediyelere bırakılmıştır. 2005 yılında çıkarılan 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 73. maddesinde bu yetki şöyle tanımlanmaktadır:

Belediye, belediye meclisi kararıyla; konut alanları, sanayi alanları, ticaret alanları, teknoloji parkları, kamu hizmeti alanları, rekreasyon alanları ve her türlü sosyal donatı alanları oluşturmak, eskiyen kent kısımlarını yeniden inşa ve restore etmek, kentin tarihi ve kültürel dokusunu korumak veya deprem riskine karşı tedbirler almak amacıyla kentsel dönüşüm ve gelişim projeleri uygulayabilir.

Kentsel dönüşüm uygulamalarında projeler, belediyelerin yer seçimi yaptıktan sonra belediye meclis kararı almasıyla başlar. Kentsel dönüşüm alanı ilan edilecek yerlerde belediyelerin dikkat etmesi gereken hususlar; zemin durumu, mülkiyet sahiplerinin istekliliği, imar ve mülkiyet problemi, alt yapı hizmetlerinin eksikliği, fiziki ve sosyal donatı alanlarının yetersizliği, arsa bedelleri, yaşam güvenliği açısından riskli olup olmaması ve nitelikli konut alanına olan ihtiyaç şeklinde belirtilmektedir (Karadağ). Kentsel dönüşüm projelerinde belediyeler her ne kadar uygulayıcı rolde olsalar da Toplu Konut İdaresi Başkanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu süreçte kontrol ve onay mercii görevini yürütmektedir.

Kentlerin küresel yarışta kendilerine daha üst sıralarda yer bulmak arzuları ve yeni çekim merkezleri olma isteklerine ek olarak kentsel dönüşüm projelerinin başta inşaat sektörü olmak üzere diğer yan sektörleri de canlandırarak ve istihdam yaratarak ekonomiyi güçlendirmesi hem yerel hem de merkezi yönetimlerin kentsel dönüşüm projelerine sarılmalarına sebep olmaktadır. Ancak ne var ki, ülkemizdeki uygulamalarda kentsel dönüşüm uygulamaları bu odak çerçevesinde daha çok var olanı, eskiyi yıkıp yeniden inşa etme anlayışı üzerine kuruludur bu da zaman zaman kent hakkı ihlallerine sebebiyet vermektedir.

5393 sayılı kanunun hemşeri hukukunun tanımlandığı 13. maddesinde dolaylı da olsa kentliye belediye karar alma sürecine katılma hakkı tanınmıştır. Her ne kadar yasa belediye meclis toplantılarının halkın katılımına açık olduğunu önerse de gerek gündemin Belediye Başkanı tarafından belirlenmesi gerekse de halkın karar almada aşamasında söz sahibi olmaması, kentlinin kent üzerindeki söz hakkını kısıtlamaktadır (Ataöv ve Osmay, 2007; 65,70). Böyle olunca kentli ya da kentsel dönüşüm alanı ilan edilen bölgenin sakinleri ancak kararlar alındıktan sonra dava açma ya da protesto yapma yoluyla seslerini duyurabilmekte ve isteklerinin yerel ve merkezi yöneticilere iletebilmektedir. Kentlinin, kent hakkını savunmasının bir örneği olarak patlak veren fakat daha sonra farklı alanlara evrilen Gezi Parkı olayları bu bakımdan kentleşme tarihimizde bir dönüm noktası olma özelliğine sahiptir. Bu zamana kadar sadece gecekondu alanlarının dönüşümünde yıkımlara karşı gördüğümüz duruşun; kentsel yenileme ve tarihi alan canlandırma gibi bir dönüşüm örneğinde de görülmesi halkın karar alma sürecine katılım isteği veya mevcut karar alma sürecine itirazının bir göstergesidir. Özellikle imar planlarında yapılan değişikliklere bir karşı çıkış olarak kentlinin gösterdiği bu haklı tepki göstermektedir ki 1980 sonrası ortaya çıkan imar ve yeniden imar sorunları hala kent gündeminin en sıcak konusu olmakla birlikte, belediyelerin elindeki en önemli yetki olmaya devam etmektedir. Bu yüzdendir ki, kentsel dönüşüme konu olan alanlar günümüz gereksinimlerine yanıt vermek amacıyla dönüştürülürken bir tür ortaklaşa yönetim anlayışı içerisinde hareket edilmesi, kamunun özel kesimle işbirliği içerisinde olması ve gerekirse sivil toplum örgütlerinin desteğinden de faydalanılması gerekmektedir (Keleş, 2010,374).

2012 yılında çıkarılan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ile birlikte ne yazık ki riskli ve riskli yapının bulunduğu alanlarda her türlü imar ve yapılaşma işlemlerinin geçici olarak durdurulması mümkün kılınmakta ve Bakanlık her türlü harita, plan, proje, arsa ve arazi düzenlemeleri ile toplulaştırma yapmaya, riskli alanlarda bulunan taşınmazları satın almaya, trampa yapmaya, mülkiyeti ve imar hakkını başka bir alana aktarmaya yetkili kılınmıştır. Bunun yanı sıra hem sağladı vergi, harç ve ücret muafiyeti ve kira yardımı olanaklarıyla hem de gerek Bakanlığa sağladığı olağanüstü yetkilerle yerel yönetimleri devre dışı bırakabilme niteliğiyle gerekse de halkı karar alma sürecinin tamamen dışına itmesiyle hem kentsel dönüşüme ilişkin tartışmaların merkezine oturmuştur.

Tüm bu tartışmalardan anlaşılacağı üzere yerel yönetimlerin hareket alanı mali kaynak bakımından merkeze bağımlı oluşu ve mevcut yasal düzenlemeler sebebiyle merkezi yönetim ve onun ajanlarının her an kentsel politikada karar alıcı ve uygulayıcı karakterine bürünebilmesi bakımından oldukça kısıtlıdır. Olması gereken kentsel politika planlamasının kentlilerin karar alma sürecinde aktif ve söz sahibi olması koşulunun sağlanmasıyla birlikte yerel yönetimlere bırakılmasıdır. Tabii bu koşul sağlanırken de yerel yönetimlerin yeterli teknik bilgi donanımına sahip uzman personele ve kendi mali kaynaklarını yaratma imkânına sahip olması gerektiği unutulmamalıdır.

Kaynakça

Ataöv, Anlı; Osmay, Sevin. Türkiye’de Kentsel Dönüşüme Yöntemsel Bir Yaklaşım. METU JFA, 2007/2 (24:2), 57-82.

Urhan, Vahide Feyza. Türkiye’de Yerel Yönetimlerin Yeniden Yapılandırılması. Sayıştay Dergisi, Sayı 70, 85-101.

Karadağ, Hüseyin. Kentsel Dönüşüm. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı.  Erişim 24.09.2014 https://www.csb.gov.tr/dosyalar/images/file/kentsel%20donusum.pdf

Keleş, Ruşen. Kentleşme Politikası. İmge Yayınları, 2010, 374.

*Bu yazı Marmara Belediyeler -Marmara Bölgesi Yerel Yönetimler Haber Dergisi Ekim 2014 (Yıl:1 Sayı:4 s.92-95) Sayısında Yayınlanmıştır.

Invisible Cities- Görünmez Kentler

Etiketler

, , , , , , , , ,

italo_calvino_invisible_citiesLe città invisibili, İtalo Calvino’nun 1972 yazdığı kurgusal kitabı. Ben kardeşimin kitaplığını karıştırırken İngilizce tercümesi Invisible Citiesi tesadüfen buldum ve başlığında “cities” geçtiği için de okumadan edemedim. Kitap Türkçeye Işıl Saatçioğlu tarafından 2002 yılında Yapı Kredi yayınları için çevrilmiş, bu yazıyı hazırlayıncaya kadar itiraf etmem gerekirse bu kitaptan haberim yoktu, benim gibi olanlaraysa bu yazıyla ulaşmayı amaçlıyorum. :)

Kitap, gezgin  Marco Polo ile Kublai Khan (Kubilay Han)’ın, Marco Polo’nun gezileri üzerine ettikleri sohbetleri konu alıyor. Marco Polo’nun bu sohbet esnasında anlattığı yerlerin en büyük özelliği kurmaca yerler oluşur ancak modern insanın kent, kent simgesi ve mekan üzerinde kurduğu ilişkiyi bu düşsel şehirlerde bulmak mümkündür.

Kitabın bir süreklilik içinde akmıyor oluşu ve parçalı yapısı okumayı oldukça güçleştiriyor, ancak ben sorunu İngilizce çevirinsen okumuş olduğum için yaşamış da olabilirim, gözünüzü korkutmak istemem.

1972’de yazılan bu kurgusal kitaptan ve yaratılan düşsel şehirlerden yola çıkarak bu gün ki kentleşme deneyimimizi sorgulamak mümkün. Bunun yanı sıra özellikle şehir plancıları açısından, kitabın parçalı yapısı müthiş bir zihin egzersizi yapmaya ve adeta lego yapar gibi ütopik şehirler tasarlama konusunda ufuk açıcı olmaya zemin hazırlıyor.

Dokuz bölümden oluşan kitaptaki her bir şehri burada kısa kısa anlatmak isterdim ama onun yerine kitaptan tadımlık alıntılar bırakıyorum.

Ben kitabı okurken hangi düşsel şehrin gerçekte hangi şehre benzediğini düşündüm. Geçen bazı cümleleriyse bazı şehirlerle özdeşleştirdim. Mesela Zora için yer yüzü onu unutmuşcasına çürümüş, parçalara ayrılmış ve yitip gitmiş ifadelerini kullanıyor.

Tamara’ ysa bana İstanbul’u çağrıştırdı:

 the city says everything you must think, makes you repeat her discourse, and while you believe you are visiting Tamara you are only recording the names with which she defines herself and all her parts.

Üçüncü bölümdeyse Marco Polo Kubilay Han’a şöyle diyor:

With cities, it is as with dreams: everything can be dreamed, but even the most unexpected dream is a rebus that conceals a desire or, its reverse a fear. Cities, like dreams, are made of desires and fears, even if the thread of their discources is secret, their rules are absurd, their perspwctives deceitful, and everything conceals something else. 

İyi okumalar dilerim.

Temel Rant Teorileri-1 /Diferansiyel Rant

Etiketler

, , , , , , , , , , ,

Türkçe’ye 1961 yılında giren ve kira getirisi anlamına gelen rant kelimesi bugün birçoklarımızın zihninde kira getirisinden ziyade haksız kazancın karşılığı olarak yerini almıştır.

1940′ lı yılların sonlarından itibaren karakter değiştiren kentleşme deneyimimizle birlikte ortaya çıkan gecekondu tipi konutlar, konut problemi çözmek için çıkarılan imar aflarıyla birlikte bir felsefe ve vizyona sahip olmayan konut politikamızı göz önünde bulundurunca kavramın dilimize evrilme tarihi ve biçiminin oldukça manidar olduğu söylenebilir.

Ortaya çıkış itibariyle bir iktisat kavramı olan ranta ilk olarak Adam Smith‘ in çalışmalarında rastlasak da, çoğunlukla David Ricardo klasik rant kuramında toprak rantı kuramını geliştiren kişi olarak kabul edilmektedir.

Tarımın temel alındığı bu kuramda, toprağın verimliliği rantın belirleyici unsurudur. Toprakların farklı verimlilik seviyelerinde olduğuna inandığı için, farklılık ya da diferansiyel (differential) rant olarak tanımlanır.

Üretim için her ne kadar en verimli topraklar tercih edilse de artan nüfus sebebiyle ortaya çıkan ihtiyacı karşılamak için üreticiler tarım yapmak amacıyla yeni toprak arayışı içerisine girerler. İlk etapta en verimli topraklarda tarım yapıldığı kabul edildiği için, genişleyen nüfus ve ihtiyac halkasıyla birlikte giderek verimliliği daha az olan topraklarda tarım yapılmaya başlanır ve topraklar arasındaki bu verimlilik farkı bizi farklılık rantına ulaştırır.

Bu açıklamayı somutlaştırmamız gerekirse; X, Y ve Z tipi topraklarda toprağın verimlilik oranından kaynaklanan üretim farklılıkları görülmektedir. Temel olarak azalan verimler kanunu ve nüfus artışı kanunun hakim olduğu bu şemada. X toprağındaki üretim Y toprağındakinden 20, Z toprağındaki üretimdense 40 birim fazla olup, Y toprağındaki üretimse Z toprağındakinden 20 birim daha fazladır, rant fazlası dediğimiz bu kavram farklı verimliliklerdeki toprakların kar oranlarını eşitler.

Diferansiyel rantının temel özellikleri aşağıdaki gibi sıralanabilir:

-Rant, toprağın farklı verimlilik oranlarına sahip olmasından kaynaklanır. Bu yüzden yüksek maliyetli topraklarda ortaya çıkmaz.

-Rant, verimli toprakların limitli olmasından kaynaklanır.

-Rant, verimli topraklarda üretim yapanlar için aslında hak edilmemiş bir gelir türüdür çünkü kişi bunun için emek harcamaz.

diferansiyel rant